Fotoğraflar: Muhsin Akgün Röportaj: Ecem Saral

Women’s Style Türkiye: Birçok başarılı projede yer aldınız. Başarıyı şansa mı yoksa çok çalışmaya mı borçlusunuz?

Nilay Erdönmez: Ben çok çalışanlardanım. İşim olmadığında bile çalışıyorum, bu son dönemde biraz işkolikliğe de varmış durumda hatta. Bu arada açıkçası ben kendimi öyle şanslılardan da saymıyorum pek. Siz belki göz önünde olan projelerimi görüyorsunuz, biliyorsunuz ve beni de şanslılardan sayıyorsunuz ama; ben o sizin bildikleriniz dışında durmadan tiyatro oyunlarında oynadım, tiyatro oyunları yönettim, bağımsız sinema filmlerinde oynadım. Çalışadurduğum ve ana akımda olmayan projelerin sayısı; çoğunluğun bildiği, takip ettiği projelerden çok daha fazla sayıda. Şansım o kadar da yüksek değil demek ki bu orana bakınca. Ama işte bence mesele o şans geldiğinde gerçekten hazır olmak ve işini iyi yapan biri olabilmek. Bunun için de bence arada geçen zamanda ne yaptığınız çok önemli. Oturdun evde o günün gelmesini mi bekledin, yoksa çalışmaya üretmeye devam mı ettin… Elbette şans çok çok önemli bir faktör, hep de olsun n’olur, şans olmadan olmaz…
Ama çalışmadan da, o gelen şansla başarı olmaz. Olsa bile onun adına hoş bir tesadüf denir ancak ve geçer gider.

W.S.: Pek çok önemli ödül aldınız. Bu ödüller size ne anlam ifade ediyor?
N.E.: Yaptığım işin onurlandırılması hoşuma gidiyor elbette. Bir karaktere emek verip hayat veriyorum ve birileri evet diyor, alkışlıyor. Çok güzel bir his onaylanmak. Bu açıdan bakarsak çok keyif veren bir oyun bu ödüller meselesi. Benim ödüllerimin özellikle farklı ülkelerden olanları benim için ayrı değerli, çünkü coğrafyası, kimliği, dili başka insanlara ulaşabilmiş, dokunabilmiş olmak, onları inandırmış olmak bence önemli bir mesleki sınır.

W.S.: Günümüzde yaşanmış hikayeler ekranda büyük başarı gösteriyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
N.E.: Seyirci gerçeği seviyor. Bence bizim işimizin en güzel ve en temel olayı bu zaten; gerçeği taklit etmek, en azından gerçeğe en yakın versiyonu diyelim. Bu dinamik hangi çağda olursak olalım asla değişmeyecek; seyirci her zaman gerçeği sevecek. Hele yaşanmış hikayelerle, canlı kanlı, bu coğrafyada nefes alıp veren karakterlerle karşılaşmak hem oyuncu için hem seyirci için nefis oluyor.

W.S.: Özgürlükçü bir yapınız olduğunu gözlemliyoruz. Özgürlük sizin için ne kadar önemli?
N.E.: Çok önemli. Ben kötü bir çocukluk geçirdim. Kötü bir çocukluk yaşayan herkes bilir ki, o çocukluklarda çocuk olmanın getirdiği o özgürlük pek de yaşanamıyor. Ancak yetişkin olmak, hayatını kurmak ve kazanmak size özgürlük getirebiliyor. Benimki de öyle bir hikaye. Bu özgürlüğü kendim ince ince işleyerek kazandığım için o kadar değerli ki. Sahip olduğum, olmadığım, olamadığım; yaptığım, yapmadığım veya yapamadığım her şey sadece bana ait. İstediğimde, istemediğim şeyi-gerekirse- bırakır döner yürür giderim, çünkü zaten hepsi benim. Şimdi şunları söylerken bile kuş gibi hissettim inanın içim açıldı.

W.S.: Günlük hayatınızda olmazsa olmazınız nelerdir?
N.E.: Sabah kahvaltısı. Sabah kahvesi. Gün içinde yenecek atıştırmalıklar. Gerisi hallolur. Sanırım bu cevap tam bir Boğa burcu cevabı oldu.

W.S.: Teslimiyetçi bir yapıya mı sahipsiniz yoksa direnişi sever misiniz?
N.E.: Teslimiyet mi? 🙂 Benim annemi tanısanız ve kimin kızı olduğumu bilseniz inanın bu soruyu sormazdınız bile; Nihal’in kızıyım ben, teslimiyet diye bir şey bizde sözlükte yok, annem koydurmaz.

W.S.: Oyuncu olmak aynı zamanda hem fiziken hem de ruhen yıpranmak anlamına geliyor. Peki siz fiziksel ve ruhsal olarak kendinizi nasıl koruyorsunuz?

N.E.: Tabi ki koruyamıyorum. Korumaya çalışıyorum ama nereye kadar becerebiliyorum bilmiyorum. İşin fıtratında var denir ya, tam olarak öyle. Ama sanki bunu bir yerde seviyoruz da. Bir yandan elbette fiziken ve ruhen kendimi korumak için yaşam tarzıma mümkün olduğu kadar dikkat ediyorum. Uykum, beslenmem benim için çok önemli. Yoga ve meditasyon da öyle. Bazen beni ruhen yoran bir şey oynadığımda o yorgunlukla veya hisle hiçbir şekilde bahşetmeye çalışmadan, o hissin ruhumda neye denk geldiğini sadece durup izlemek de bir çeşit şifa olabiliyor… O anlarda kendime sorduğum sorular bulduğum cevaplar içimde başka başka yerlere şifa getirebiliyor. Sahnede sakatlanmalarım da oldu bu arada aralarda, ama bu da işin bir parçası maalesef.

W.S.: Sosyal medya ile aranız nasıl? Bugüne kadar sizi en çok güldüren yorum ne oldu?
N.E.: Aram fena değil, sadece biraz geriden geliyorum. İnstagram eğlenceli bir yer bence, Özellikle TV seyircisi benim burnuma takık. Git burnunu yaptır, burnun da hokka maşallah, burun yine konuşuyor abla gibi yorumlar yazdıklarında çok gülüyorum. Bir de yorumun yanına -bir burun emojisi var ya, hokka gibi hani- ondan koyuyorlar bazen. Baya gülüyorum.

W.S.: Stalklamayı seviyor musunuz? Sahte hesabınız var mı?
N.E.: Evet stalklamayı seviyorum fakat sahte hesabım olmadığı için belli bir seviyeye kadar stalk yapabiliyorum. Ama sahte hesap açmayacağım. Zavallı masum eğlencem toksik bir yere gitmesin sonra sahte hesapla birlikte. Ayrıca bir de zaten baktığım kişi ona baktığımı görsün istiyorum. Öylesi daha heyecanlı. 🙂

W.S.: Sizce arkadaşlarınız sizi hangi 3 kelime ile tanımlar?

N.E.: Samimi, komik, huysuz