The Purest Solutions Marka Müdürü Duygu Yıldırım, cilt bakımında “kusursuzluk” algısını sorguluyor. Markasının özünü samimiyet, bilimsellik ve sürdürülebilirlik üzerine kuran Yıldırım, “Cilt mükemmel olmak zorunda değil; doğal hâliyle de güzel” diyerek sektördeki tabuları yıkmayı hedefliyor.


Röportaj: Ecem Saral @ecemsaral_

Women’s Style Türkiye: Cilt bakım dünyasında hâlâ tabu olan veya konuşulmayan bir konu olduğunu düşünüyor musunuz? The Purest Solutions olarak bu konuda bir adım atmayı planlıyor musunuz?
Duygu Yıldırım: Cilt bakım dünyasında hala konuşulmayan en önemli konulardan biri ‘mükemmel cilt’ algısı. Biz The Purest Solutions olarak bunun bir tabu olduğunu düşünüyoruz. Çünkü cildin inişleri çıkışları, dönemsel lekeleri, akneleri aslında onun doğal yolculuğu. Bunun yanında erkeklerin cilt bakımında hâlâ geri planda bırakılması da önemli bir mesele. Biz bu iki algıyı da değiştirmeye çalışıyoruz: Ürünlerimizi cinsiyet ayrımı yapmadan, herkesin ihtiyacına uygun geliştiriyoruz ve iletişimlerimizde kapsayıcı bir dil kullanıyoruz. Önümüzdeki dönemde eğitim içerikleri, atölyeler ve dijital kampanyalarla bu tabuları yıkmaya, insanların ciltlerini saklamadan, utanmadan konuşabilmesi için alan açmaya devam edeceğiz.

W.S.: Eğer The Purest Solutions bir koku olsaydı, bu koku nasıl bir şey olurdu? Hangi duyguyu uyandırmasını isterdiniz?
D.Y.: Aslına bakarsanız ürünlerimizde baskın bir koku bulunmuyor; ancak kullandığımız koruyucu sayesinde doğal olarak ortaya çıkan kendine özgü bir koku var. Zamanla bu, markamızla özdeşleşen bir kimlik haline geldi. Sabah açan çiçeklerin laboratuvar ortamında safl aştırılmış hali gibi; sade, abartısız ama karakterli. Tıpkı marka değerlerimiz gibi: az ama öz içerik. Bu nedenle The Purest Solutions’un kokusu herkeste farklı çağrışımlar bırakan bir duyusal yolculuk aslında. Cildini arındırmak için mavi tonik kullanan birisi için ferah ve hafi f bir his uyandırırken, yaşlanma karşıtı retinol veya peptid kullanan bir başkasında bambaşka duygular tetikleyebiliyor. Bizim kokumuzun
en önemli özelliği de bu: herkesin kendi cilt bakım yolculuğuna eşlik eden, kişisel ve özgün bir deneyim
sunması.


W.S.: Bir ürün yaratırken ilk ilhamı nereden alıyorsunuz? Rutininizin neresinde “bu eksik” dediğiniz bir an mı, yoksa tüketicinin sesi mi daha
belirleyici oluyor?
D.Y.: The Purest Solutions olarak ürün geliştirme sürecimizde ArGe, Ürün geliştirme ekiplerimizin araştırmaları, kullanıcı geri bildirimlerini, uzman görüşlerini ve küresel trendleri birlikte değerlendiriyoruz. Ancak merkezimizde her zaman kullanıcılarımızdan başlayan araştırmalar, trend analizleri ve doğrudan gelen geri bildirimlerle desteklenen bir ilham yolculuğumuz oluyor. Elbette kendi rutinimizde ‘bu eksik’ dediğimiz anlar oluyor ama bunları yalnızca içgörü olarak not ediyoruz; esas belirleyici olan kullanıcının sesi ve verilerden çıkan ihtiyaçlar. Pazarlama tarafında kritik gördüğümüz nokta ise global trendlerle yerel beklentileri doğru bir şekilde harmanlamak. Bu nedenle her yeni ürün, kullanıcı içgörüsü + bilimsel doğrulama + markanın değerleri üçgeninde doğuyor. Yani bir ürünü yalnızca bir boşluğu doldurmak için değil, bilimin ve gerçek ihtiyaçların birleştiği noktada yaratıyoruz. Bu yaklaşım, markamızın değerlerine sadık kalmamıza ve insanların hayatında gerçekten fark yaratmamızı yardımcı oluyor.

W.S.: Sosyal medyada ‘trend’ olan içeriklerin markaya etkisi sizce gerçekten kalıcı mı? Yoksa geçici dalgalarla vakit mi kaybediyoruz?
D.Y.: Sosyal medyada trend olan içerikler genellikle çok hızlı yayılıyor ama aynı hızla da etkisini kaybedebiliyor. Bu nedenle tek başına bir trende kapılmak markaya kalıcı değer kazandırmıyor. Ancak doğru stratejiyle ele alındığında, trend içerikler markanın görünürlüğünü artırmak ve kullanıcıyla daha samimi bir bağ kurmak için çok güçlü bir fırsat sunabiliyor. Biz The Purest Solutions olarak kısa vadeli trendlerin peşinde koşmaktan ziyade, onları marka değerlerimizle harmanlayarak uzun vadeli bir hikâyeye dönüştürmeye çalışıyoruz. Böylece sadece bir ‘an’ değil, markamızla özdeşleşen kalıcı bir deneyim yaratmayı hedefliyoruz.

W.S.: Hiç piyasaya sürmeye çok yaklaştığınız ama son anda vazgeçtiğiniz bir ürün oldu mu? Olduysa, neden?
D.Y.: Evet, piyasaya sürmeye çok yaklaştığımız ama son anda vazgeçtiğimiz ürünler oldu. Bizim için bu, sürecin sağlıklı işlediğini gösteriyor.
The Purest Solutions olarak her formülün yalnızca yenilikçi değil, aynı zamanda kullanıcı ihtiyaçlarına yanıt verecek, bilimsel olarak doğrulanmış ve marka değerlerimize uygun olmasına dikkat ediyoruz. Bazen Ar-Ge testlerinde beklediğimiz etkiyi alamıyoruz, bazen de
kullanıcı geri bildirimleri farklı yönlere işaret edebiliyor. Ama sadece bilimsel sonuçlar değil, pazarlama açısından doğru zamanlama da çok kritik. Doğru ürün, yanlış zamanda pazara çıktığında markaya aynı değeri katamayabiliyor. Bu nedenle vazgeçtiğimiz 1-2 projemiz oldu.

W.S.: Bir ürününüzün arkasında alışıyoruz.  ilginç ya da duygusal bir hikaye var mı? Paylaşmak ister misiniz?  misiniz?
D.Y.: Aslında markamızın özünde samimi bir hikâye var. Kozmetik sektörü bir yandan bilgi kirliliğinin çok yoğun yaşandığı, diğer yandan sürdürülebilirlik açısından dünyayı en fazla kirleten sektörlerden biri. Biz bu tabloya bakınca sadece ürün geliştiren bir marka değil, kullanıcılarına ve dünyaya karşı sorumluluk hisseden bir marka hayal ettik. Bu yüzden ‘sağlıklı ciltler için en saf çözümler’ mottosunu benimsedik. The Purest Solutions’un hikâyesi tam da buradan doğdu: cildi yormayan, doğaya zarar vermeyen, güvenilir içeriklerle hem şeffaf hem de sürdürülebilir çözümler sunmak. Bizim için her ürün, bu samimi başlangıç noktasının bir devamı aslında.

W.S.: 10 yıl sonra The Purest Solutions’u konuşurken insanların ne söylemesini istersiniz? “Bu markanın en büyük farkı şuydu” dedikleri şey
ne olsun isterdiniz?
D.Y.: 10 yıl sonra The Purest Solutions’dan bahsederken insanların ‘Bu markanın en büyük farkı samimiyetiydi’ demesini isterim. Çünkü biz
kozmetik sektöründe bilgi kirliliği ve abartılı vaatler arasında en başından beri şeffaflığı, bilimi ve doğallığı savunduk. Sağlıklı ciltler
için en saf çözümler mottosuyla çıktığımız bu yolun gerçekten hayatlara dokunduğunu, kullanıcılarımızın güvenle bize
sarıldığını görmek en büyük farkımız olsun isterim. Ayrıca sürdürülebilirlik anlamında sadece ürün değil, bir yaşam biçimi sunduğumuzu söylemeleri de çok değerli olur. Yani 10 yıl sonra insanların TPS’i ‘az ama öz içeriklerle hem ciltlerine hem de
dünyaya iyi gelen marka’ olarak hatırlamalarını isterim.


W.S.: Tüketicinin alım gücünün düştüğü bir dönemde, kaliteli içerik ve erişilebilir fiyat dengesini nasıl sağlıyorsunuz?
D.Y.: The Purest Solutions olarak amacımız, az ama öz içerikli ürünleri global kalite standartlarında ama erişilebilir fiyatla sunmak. Bu nedenle kısa vadeli tepkiler vermek yerine uzun vadeli sürdürülebilirliği önceliklendiriyoruz; tedarik zincirimizi çeşitlendiriyor, verimlilik optimizasyonları yapıyor ve kullanıcılarımızın güvenini kaybetmeden erişilebilir fi yat politikasını korumaya çalışıyoruz.

W.S.: Küresel ekonomik belirsizliklerin olduğu bir dönemde yerli bir marka olarak büyümek mi daha zor, yoksa daha avantajlı mı sizce?
D.Y.: Küresel ekonomik belirsizlikler elbette tüm markalar için zorlayıcı; döviz kuru, hammadde maliyetleri ve kullanıcı davranışları sürekli değişiyor. Ancak yerli bir marka olmanın en büyük avantajı, bu değişimleri çok yakından gözlemleyip hızlı aksiyon alabilmek. The Purest Solutions olarak biz kullanıcı beklentilerine global markalardan daha yakın ve çevik bir şekilde yanıt verebiliyoruz. Türkiye’de
üretim yapmanın sağladığı esneklik sayesinde hem erişilebilir fi yat politikamızı koruyoruz hem de sürdürülebilir büyümemiz için güçlü bir temel atıyoruz. Yani bu dönemde zorluklar var ama biz bunları avantaja çevirerek markamızı kullanıcıya daha da yakınlaştırıyoruz.

W.S.: 10 yıl sonra The Purest Solutions’u konuşurken insanların ne söylemesini istersiniz? “Bu markanın en büyük farkı şuydu” dedikleri şey
ne olsun isterdiniz?
D.Y.: 10 yıl sonra The Purest Solutions’dan bahsederken insanların ‘Bu markanın en büyük farkı samimiyetiydi’

W.S.: Türkiye’de döviz kuru, hammadde maliyetleri ve tüketici davranışları sürekli değişirken, The Purest Solutions olarak fiyatlandırma stratejinizi nasıl belirliyorsunuz? Ekonomik dalgalanmalara karşı markanızı nasıl dirençli tutuyorsunuz?
D.Y.: Türkiye’de döviz kuru, hammadde maliyetleri ve kullanıcı davranışları hızla değişiyor. Son dönemde özellikle sepet ortalamalarının düşmesi ve kullanıcıların kozmetik harcamalarına ayırdığı bütçeyi daha dikkatli yönetmesi önemli bir gerçeklik. Biz bu dalgalanmalara yalnızca maliyet gözüyle değil, değer odaklı yaklaşarak yanıt veriyoruz. Fiyatlandırma stratejimizi maliyet, pazar koşulları ve kullanıcıya sunduğumuz değer üçgeninde kuruyoruz.