Neşeli, sosyal, şeffaf ve dobra. Sağlıklı, pırıl pırıl bir enerjisi var. Hem iç dünyasına hem de dış görünümüne epey emek harcamış bir kadın. Artık nadir rastlanan göz temasını bir an bile kaybetmeden konuşurken, kendisiyle ilgili dert ve sınavların yaşla birlikte başka noktalara ulaştığını anlatıyor. O, çok iyi bildiğiniz ve hiç bilmediğiniz Deniz Akkaya… Mücadele etmekten, öğrenmekten ve çaba göstermekten hiç vazgeçmeyen…

Kişisel gelişim meseleleriyle epey ilgilenmiş gibi bir haliniz var.
Yaşınızla tekamülünüz aynı seviyede gitmiyorsa, mutsuzsunuz. Eğer bir tıkanıklık varsa, depresyondan intihara kadar gidebiliyor. Psikolojiyle her zaman çok ilgiliydim, işim de hep insanlarla. İlişkilerimi başka bir boyuta getirmek için çok uğraştım, bir tarafını beğenmeyince üstüne çizgi çekmek en kolayı. Bir bakmışsınız yalnız kalmışsınız. Duygularıyla başa çıkamayanlar kötülüğün ardına sığınır, onları açmanın bile yolları var. Yalnızlık dünyanın en büyük cezası. Kalabalıklarla büyüdüm, evim de kalabalık. Her gittiğim yerde de dostlarımla karşılaşırım.

Bunu nasıl yaptınız? İçinize çekilip kendinizi mi dinlediniz? Dışarıdan yardım mı aldınız?
Hepsini yaptım. Kalabalıklarda altıncı hissiniz size uğramaz. Spor gibi bir alışkanlıkla, günün belli saatleri yalnız kalmalısınız. Herkesin farklı yöntemleri olsa da tekamül etmenin en büyük amacı vicdanlı olmak. Hiçbir canlıya kötülük etmemek. Vicdan, hayattaki en büyük başlık ve hakem. Her ne kadar uyuşturucu ve seks gibi yöntemlerle susturulmaya çalışılsa da, herkes bir gün vicdanıyla baş başa kalır. Bu hesaplaşmayı erken yapanlar başarılı ve mutlu olur.

Bu durumun 40 yaş hesaplaşmasıyla da ilgisi var mı?
İnsanın 40 yaşta hesaplaştığını değil kendisiyle barıştığını düşünüyorum. Eğer bu süreci doğru değerlendirmişse en güzel yaşları. Zamanında yaşanmamış şeylerle 15 yaşında gibi davranmıyorsa tabii… Güzel bir kızken nüfuzlu kocayla evlilik odaklı ilişki yaşayanların 40’tan sonraki durumu ortada.

Siz şimdiye kadarki dönemi doğru değerlendirdiğinizi düşünüyor musunuz?
Bundan eminim. Şimdi mutlu olmaya en yakın hissettiğim zamanlar. Kendime iyi bakan bir kadın olduğum için fiziksel, duygusal ve maddi olarak eksikliğini hissedip “Ah keşke” dediğim hiçbir şey yok. Daha hafif ve gerçek hissediyorum. Görselliğin öne çıktığı bu dönemde Instagram gibi ortamlarda kötü duygular daha fazla körükleniyor. İzlediği hayata sahip olmanın derdiyle meşgulken, kendi hayatı akıp gidiyor. Ben bazı kurallar koydum kendime, sabah kalkar kalkmaz 1.5 saatlik ritüelim var, meditasyon ve okumalar yaparım. Her çekimden önce mutlaka koşmaya çıkarım. Erken saatte yayın yaparken 4’te koşardım. Bazı disiplinler olmadan başarılı olamıyorsunuz, disiplinsizlik insanı mutsuzluğa itiyor. Oprah Winfrey aile içi cinsel tacize uğramasına rağmen, dünyanın en başarılı insanlarından. Sabah 7.30 ve öğleden sonra 4’te bütün şirketine meditasyonu şart koşmuş. Başarlı insanların rutin ve ritüellerini çok irdeledim.

Başka kimler var ilham aldığınız?
Jim Carrey. Paranın mutluluk getirmediğini görecek kadar geniş yelpazede dostum var. Anlatamayacağım, çok ilginç hikayeler var.

Belki günün birinde yazarsınız…
Yazmam herhalde, dostlukları arkadan vurmak gibi geliyor. Modelken de çok disiplinliydim ve başarımı buna borçluyum. Hiçbir çekime geç kalmayan, işlere yüzü gözü şiş gitmeyen, televizyonda da bir çift güzel gözle bu işin yürümeyeceğini bilip editoryal çalışmaların içinde yer alan biriyim. Ne yaparsam aşkla yaparım. Bu disiplini kazandıran şey ailemin beni voleybol gibi bir takım sporuna yazdırması, öncesinde de yüzmeye göndermesi. Kızım da hem yüzme hem jimnastiğe gidiyor ve jimnastikte sınırlarını çok zorluyor. Saatlerce çığlık çığlığa acı çektiği, döndükten sonra yatakta bayıldığı antrenmanlar bunlar. O süreçten sonra hiçbir şey zor gelmiyor, artık bütün dersleri A. Vücudundaki büyük değişim, ona her şeyi başarabileceği hissini veriyor. Ben disiplin sayesinde hazzı ertelemeyi, dürtülerimi kontrol etmeyi ve uzun vadeli düşünmeyi öğrendim, çocuğuma da küçük küçük bunu aşılamaya çalışıyorum. Orta Doğu’nun nakışlarıyla bezenmiş bir toplum olsak da, yüzümüz Avrupa’ya bakıyor. Özellikle nezaket ve toplum kuralları konusunda Avrupalı gibi yaşamalıyız. Bir Türklerin pozitif yönleriyle öne çıkması gerek, bunu hak ediyoruz. Ben Türk olmayı seviyorum, sıcaklığı, duygularla hareket etmeyi…

OBSESİF BİR İSTANBUL AŞKIM VAR

“Duymayan Kalmasın”dan ayrılalı yaklaşık altı ay oldu, başka projeler var mı?
Yeni sezonda moda ve yarışma içerikli bir program yapacağım. Şartlar çok hızla değişiyor ama eylülde TV’de olmaya niyetliyim. Youtube kanalımla ilgili hayallerim vardı ama şimdiden üç ekip değiştirdim. İki tane video koyduk, asıl hayalimi yakında çekeceğiz. “Benim yönettiğim bir TV kanalı olsaydı, içinde ne olurdu?” mantığıyla kurdum Youtube kanalımı. Yemek yapamam, kendi makyajımı yapamam ama zayıflama ve sporla ilgili bir formatımı hayata geçireceğim, tabii ki profesyonellerle. “Acun Firarda” tadında sıcak ve eğlenceli bir seyahat programı da olacak, yazın bu videoları çekeceğim. Zaten seyahat en büyük tutkularımdan, kendimi hep seyahatle ödüllendiririm. İlk ayak ikinci evim saydığım Yunanistan, sonrasında Gana ve Hindistan olacak. Seyahati kısa ve sık aralıklarla severim, çünkü obsesif bir İstanbul aşkım vardır.

Oyunculuk defterini tamamen kapattınız mı artık?
Hiçbir zaman dizi çekmek gibi bir hayalim olmadı. Bir karaktere bürünmekten ziyade Deniz Akkaya olarak var olmayı seviyorum. Oyunculuk dünyanın en zor işlerinden, çok saygı duyuyorum ama ben yaşamımın geri kalanını televizyoncu olarak geçirmek istiyorum. Kendini teşhir etmeyi seven bir insanım, oyuncular genellikle kendilerini gizlemek için başka karakterleri oynar. Kimlikleri daha geride durur; mesela Binnur Kaya, iyi arkadaşım Gonca Vuslateri… Sunucular da karakterlerini önde tutmayı sever. Ayrıca oyunculuğun yüzde 90’ı beklemekten oluşuyor ve maalesef hayattaki en büyük sınavım da hep sabırla ilgili. Sabırsız bir tipim. Hayalimdeki işte ışıklar açılmalı ve hatta daha büyük risk olmasına rağmen, iyisiyle kötüsüyle canlı yayın yapılmalı. Aşkım Kapışmak (yazar/yaşam koçu) akıl aldığım nadir insanlardan, her konuda konuşabildiğim arkadaşım. Onunla birlikte ilişkileri irdeleyen mini stand-up gibi bir oyun sahneye koymuştuk, TV programı yapma hayalimiz de var. Onun kişilik analizleri ve bilgisiyle benim insanlara dokunma yeteneğimi birleştireceğiz.

Yıllarca magazin figürü olarak tanıdık sizi, şimdi magazin programı yapmakta bir ironi görmüyor musunuz?
Hiç görmüyorum. Magazin haberi yorumlamayı en doğru yapabilecek konumdayım. Çünkü hala haberi yapılan, ilk sayfalarda manşet olabilen biriyim. Empati duygum bir gazeteciden çok daha fazla, olayın iki tarafından hatta üç, dört, beş boyutundan bakabilirim. Analiz ederken, o hayatı yaşayamayan birinin göremediği noktaları görebilirim. Kucağımda hep vicdanım oturduğu için hep dürüst konuştum, kimseyi kayırmadım. Özel bir sevgi duyduklarımdan bahsederken de, cümleme bunu belirterek başladım. Sevmediğim biri iyi iş yaparsa da alkışlarım. Her ünlü böyle bir işi yapamaz, kişisel komplekslerini yansıtırsa duruşunu kaybeder. Ben duruşumu kaybetmediğim için başarılı oldum. Aynı formatı Youtube’a da taşımayı düşünüyorum, bu sefer partnerim bir köpek olacak! Türkiye’de magazinin hazır alıcısı var diye, yeterince emek verilmiyor ve formatlar köhneleşiyor. Can Tanrıyar ekolü diye bir şey vardı ve doğru yerlere götürülemedi. Star’dan ayrılma sebebim işe daha çok emek harcamak gerektiğini düşünmem. Bundan sonra böyle bir programa imza atarken bazı şartlarım olacak, en başta da çok iyi bir editör ekibi…

Kavga etmekten ve çatışmadan korkmayan birisiniz.
Maalesef Türkiye’de iletişim dili olduğu için bazen bunu kullanmak zorunda kalıyorum. Aslında benim iletişim dilim sevgiden geçer ama insanlar karşıdan sevgiyle gelen sesi duymadıklarında duvara çarpmalı. Kendi silahıyla geri dönmek, bazen ayna tutmak oluyor. Sosyal medya Türkiye’de amacından sapmış; genellikle kin, nefret ve olamamışlıklar kusuluyor. Birinin had bildirmesi gerekiyor ki, hayatının geri kalanında daha mutlu ve kamil bir insan olsun. Şimdiye kadar kimsenin sayfasına girip mahalle ağzıyla fikir beyan etmedim. Buna siyasi figürler de dahil, cevabım sandıktır. Birinin sayfasına girip,“Kaşın şöyle burnun böyle, çocuğun çirkin” demek ancak kötü insanların yapacağı bir şey.

Bunları görmezden gelen çok ünlü de var…
Ben kabul etmiyorum. Burada özel hayata saldırı ve sınırlara müdahale var. Sınır koymak çok önemli. O bir kez aşılınca, insanlar bir sürü şeyi hak görüyor. Sosyal medyadaki kavgaların kimseye faydası yok, hele hele siyasi kavgalar tamamen abesle iştigal. Siyasi kavgan sandıkta başlar ve biter. Benim gözümde oruç tutanla dalga geçen de, tutmayana hakaret eden de bir. İkisine de karşıyım.

KADINLARIN YÖNETTİĞİ GÜZEL BİR DÜNYA

Kavgalarınızı mahkeme koridorlarına taşınmaktan da çekinmiyorsunuz.
Özellikle belli bir yere gelenler “Aman şöhretim zedelenmesin” diye hak aramaya ve kadınlık onurunu korumaya çekiniyor. Basın kuruluşları erkeklerin elinde olduğu için ciddi bir kadın düşmanlığı da var. Mahkemeye verdiklerimden biri “Mahkemede yapmadığın bir şeyi varmış gibi söylerim. Gazeteciler de alır bunları yazar, çamur at izi kalır” dedi. Buradan geri adım atarsam, nerede benim şahsiyetim? Bu blöfleri yedikçe kadın ikinci, hatta beşinci planda kalmaya mahkum. Bence artık kadınların dönemi geldi ve onlarınyönettiği daha güzel bir dünya olacak. O yüzden imajımdı, kariyerimdi demeden masaya yumruğu vurmalı.

O zaman Türkiye’deki yargı sisteminin işleyişine güveniniz tam…
Bu ülkede her zaman adaletin benim yanımda olduğunu gördüm. Belki şans, belki duruşumu karar mercilerine çok net geçirdiğim için, hakkımda alınan hiçbir karardan mutsuz olmadım. 8 yaşındaki çocuğumun (Ayşe Önbilgin) babasından (Efe Önbilgin) 2 yaşından beri hiç nafaka almıyorum. Las Vegas’taki büyük kumar masalarında 200-300 bin dolar bastığını da biliyorum. Fakat parası olmadığı gerekçesiyle, zaten unutup üstüne çizdiğimiz o nafakayı düşürme davası açtı. Yalancı şahitler dinletmesine rağmen savcı davayı reddetti. O samimiyet duygusu kamuoyuna geçince, kavganıza da yansıyor.

Tekrar 20’lerinize dönmüş olsaydınız, kendinize ne tavsiye ederdiniz?
Lambadaki cinden şu anki aklımın 20 yaşıma konmasını dilerdim. Tecrübe çok önemliymiş. Tavsiye vermezdim çünkü insan yaşayarak öğreniyor. Sadece “Güzel günler gelecek” derdim. Şimdi her şeyden daha çok keyif alıyorum; yediğimden, içtiğimden, muhabbetten, seksten, dostluktan, aile ilişkilerinden… Annemle çok çatıştık, yakın olmayı denedik. Doğumda Amerika’ya da geldi ama olmadı. Sonra bu işi kendi başıma çözmeye çalışırken “Nanny Diaries” (Dadı Günlükleri) dolduracak kadar, korkunç dadı hikayeleri yaşadık. Güvenebileceğim insanlara ihtiyacım olduğunu anlayınca, kuyruğu kıstırıp aileme geri döndüm. Ayşe şu an hep iç içe, kalabalık bir aile ortamında büyüyor. Televizyon önünde büyüyen, İnternet’te eşelenen mutsuz ve asosyal bir çocuk değil. Artık teyzem bizimle yaşıyor ve çok memnunum. Hayat insanı hiç beklemediği yerlere götürüyor; en büyük kabusum tekrar annemlerle yaşamaktı, şimdi teyzem gidecek diye ödüm patlıyor.

 

RİYAKAR ŞÖHRETLERİN MASKESİNİ DÜŞÜRMEK İSTERDİM

Eskiden magazin daha eğlenceli ve cesurdu. Şimdi herkes çok muhafazakar ve ikiyüzlü. Huysuz Virjin yasaklandı mesela?
Evlilik ve stil programlarındaki karakterlerin neresi muhafazakar? Tam tersine, toplumun bazı şeyleri çok hızlı aştığını düşünüyorum. Başı kapalı kadınlar koca aramaya çıkıyor. Aşkım’ın cümleleriyle söylersem, bu programlarda insanlar sevgililerinin başkalarına da sunulmasına razı oluyor. Format bunun üstünden işliyor. Muhafazakarlık kimileri için dönemsel çıkar uğruna takılmış bir şapka. Benim hükümetle de diğer partilerle de iyidir aram. AKP’li, CHP’li ve MHP’li arkadaşlarım var çünkü tek şapkam vicdan ve onun dışındaki hiçbir şeye inanmıyorum. Muhafazakarlaştığımızı da katiyen düşünmüyorum. Huysuz Virjin konusuna gelince, Seyfi (Dursunoğlu) Bey’e büyük bir haksızlık yapıldı. Kendisi büyük bir televizyon okulu. Evet, şimdi öyle şovlar yok ama öyleyaratıcı ve yetenekli şovmen de yok. Kendini ortaya çıkarmak için illa kadın kıyafeti giymek gerekmiyor. Kanal yöneticileri de sonsuz özgürlük tanıyor. Sözüm ona sansür var ayağına kısıtlayanlar yapımcılar. Paradan ve emekten kaçmayıp, doğru bir ekiple riyakar magazin figürlerinin maskesini iki günde düşürürsünüz. Sevilen bir karakter olmam nedeniyle bana kimseye gelmeyen bilgiler geliyordu ama oraya kamera gönderemiyordum. Benim içime patlayan istihbaratlarla 10 tane Televole çıkardı. Gece kulüpleri kapısında magazin yapılmasından tiksiniyorum. Üç gün boyunca ara veremeden çalışan bir adam deşarj olmaya çalışırken, alkollü yakalayıp günlerce bunun üstünden magazin yapmanın ne anlamı var? Asıl, 32 diş gülerek “Allah Billah” diye tespih sallayıp, arkada bambaşka bir hayat yaşayanları deşifre etmek gerekir.

ERKEK SOYADIYLA ÖVÜNMEDİĞİM İÇİN GURUR DUYUYORUM

Aile kurumunun bu kadar yüceltildiği bir toplumda, ailenizle çatışmanızı da herkesin gözü önünde yaşadınız.
Dikkat edin aile kurumu diye tutturanların hepsi “mış gibi” yapıyor. Boşanmış anne-babalar, üçüncü-beşinci evlilikler, üvey kardeşler… Benim anne-babam hala evli ve ilk evlilikleri, bir ablam var. Babam tanınmış bir eski bürokrat. Bunların havasını hiç atmadım. 90’lardan beri dirsek temasım olan“mış gibi” yapan bir sürü insanın maskelerinin özellikle döküldüğü ve mutsuz evliliklerin ortaya saçıldığı bir dönemdeyiz. Bir kadın anaç da olmalı feminist de… Hülya Avşar eski erkek arkadaşımdan şiddet gördüğümde “Hak ediyorsa, vurmuştur” demişti. Böyle birinin benim için yerdeki toz zerresi kadar değeri yok. Cehalet toplumun en büyük düşmanı. Cahil insanları sev-mi-yo-rum! Okula gidememek ayrı bir şey ama her türlü imkanın içinde cehalete boğulmak budur. Yakın zamanda Demet Evgar, Binnur Kaya ve Esra Dermancıoğlu’nun koca soyadıyla övünmeyi anlatan harika oyunu “Kozalar”ı izledim, herkese öneririm. Arkadaşlarıma “İşinizi bırakmayın” diyorum, çocuklar artık saçını süpürge eden değil başarılı anne istiyor. Saçımı maviye boyattığım sıradaAyşe’yle okula yürüyoruz çocuklar bakıyor tabii.“Benden utanıyor musun?” sorumu “Seni olduğun gibi kabul ettim, böyle olduğun için özelsin” diye cevapladı. Klişelerden vazgeçmek lazım, erkekler bile artık tribünlere oynayan kadınlara saygı duymuyor. Öküz ölüp ortaklık birince de, kadın ayağa kalkıp “Ben bitmedim” demeye çalışıyor. Peki, bütün kadınlık onurunu adama teslim ettiğin o 15 sene ne olacak? Böyle bir şey yapmadığım için kendimle gurur duyuyorum. Erkek soyadı üstünden böbürlenmenin hiçbir zaman “happy ending”i yok. Sonrası hepimizin okuduğu trajikomik boşanma hikayeleri. Kariyer de karizma da beslenemeyince küsüyor, bunlardan bir soyadı yüzünden vazgeçtiysen bir daha sana dönmezler.

Röportaj: YEŞİM ÇOBANKENT

FOTOĞRAFLAR: CENGİZ DİKBAŞ

STYLING: İREM AKALIN

SAÇ: GÖKHAN ERALP

MAKYAJ: ALP KAVASOĞL