
Kapadokya’ya davetli gidip “sadece manzaraya bakıp döndüm” demekle, Yeni Volkswagen T-Roc’u peribacalarının arasında test edip üstüne bir de çekim yapmak arasında küçük ama gurur okşayan bir fark var. Ben ikinciyi yaptım. 😌
Toz, taş, asfalt, viraj, gün doğumu, gün batımı… Kısacası Kapadokya’nın ruhu neyse, T-Roc da onu “hadi bir de üstünden geçelim” diyerek karşıladı.

Önce şunu söyleyeyim: Kapadokya affetmez. Yollar bazen pürüzsüz bir tablo, bazen de “buradan gerçekten araba mı geçiyor?” dedirten sürprizlerle dolu. İşte tam da bu yüzden T-Roc’u burada test etmek zekice bir fikir. Çünkü bu araba şehirli gibi şık ama araziyi görünce de trip atmıyor. Yükseltilmiş gövde, sağlam duruş ve “ben buradayım” diyen ön tasarım… Peribacalarının fon olduğu her karede araba değil, karakter poz veriyor.
Gelelim biraz tekniğe ama sıkıcı olmadan.
Yeni T-Roc’un kaputunun altında 1.5 TSI motor var. 150 beygir güç ve 250 Nm tork. Kulağa rakam gibi geliyor ama direksiyon başına geçince tercümesi şu: Gaza bastığında “acaba?” demiyorsun, “tamamdır” diyorsun. DSG şanzıman vitesleri öyle sessiz ve akıcı değiştiriyor ki bazen “vites attı mı?” diye kontrol edesin geliyor. Spoiler: Attı. Sen hissetmedin.

Buradan Araba Geçmez” Dediler, T-Roc Geçti
Virajlı Kapadokya yollarında direksiyon tepkileri özellikle hoşuma gitti. Ne fazla yumuşak ne de kol çalıştıran cinsten. Tam kararında. Spor moduna aldığında araba bir anda ciddileşiyor. Sanki “tamam, oyun bitti, şimdi sürüş konuşuyoruz” diyor. Süspansiyonlar ise bozuk zeminlerde bile fazla sarsmadan ilerliyor. Yani belinle değil, manzarayla ilgileniyorsun. Bu önemli bir lüks.
İç mekâna geçtiğimizde Volkswagen’in o tanıdık “her şey yerli yerinde” hissi karşılıyor insanı. Dijital gösterge paneli net, multimedya ekranı hızlı ve karmaşık değil. Kapadokya’da navigasyon açıp dar yollara girerken ekranın akıcı olması hayati. Çünkü bir yandan çekim yapılıyor, bir yandan “buradan mıydı?” stresi var. T-Roc bu noktada “sakin ol, hallediyoruz” modunda.

Yakıt tüketimi kısmına da değinmeden olmaz. Bu kadar test, bu kadar yol, bu kadar dur-kalk… Ortalama tüketim hâlâ makul seviyelerde kaldı. Yani hem geziyorsun hem performans alıyorsun hem de pompa başında kalp çarpıntısı yaşamıyorsun. Modern çağın gerçek konforu budur.
Peribacaları Şahit: Bu SUV Sözünü Tuttu
Gelelim çekim kısmına…
Kapadokya ışığı diye bir şey var. Sabah altın, akşam bakır. T-Roc’un keskin hatları bu ışıkta resmen parladı. Özellikle ön LED farlar ve stop tasarımı kadraja her girdiğinde “bu araba çekilmeyi biliyor” dedirtti. SUV olup bu kadar fotojenik olmak herkese nasip olmuyor. Araba poz vermiyor, poz alıyor.

Bir de güvenlik tarafı var ki, es geçilmez. Adaptif hız sabitleyici, şerit takip asistanı, kör nokta uyarı sistemi… Bunlar kağıt üstünde güzel ama Kapadokya gibi bol virajlı ve sürprizli bir yerde gerçekten işe yarıyor. Özellikle uzun yolda insanın omzundaki görünmez yükü alıyor. Sen sürüşe odaklanıyorsun, T-Roc çevreyi kolluyor.
Yeni T-Roc, Kapadokya gibi mistik ve zorlu bir coğrafyada “ben sadece şehir arabasıyım” demedi. Hem performansını gösterdi, hem konforundan ödün vermedi, hem de kameralara yakıştı. Test ettik, çektik, gezdik, sürdük… Ve evet, bu araba sadece bir SUV değil; hayata biraz yukarıdan bakma hali.

Kapadokya’da gün batarken, peribacalarının arasında park etmiş bir T-Roc’a bakıp şunu düşündüm:
Bazı arabalar seni A noktasından B noktasına götürür.
Bazıları ise yolun kendisini hikâyeye çevirir.
Yeni T-Roc, hikâye anlatmayı sevenlerden.
