
Moms Book Club Co Founder
Senem Menteşe
senemmentese@gmail.com
Okumak bazen yalnız bir yolculuktur, bazen de ortak bir hafızaya dönüşür.
Moms Book Club, benzer hayatların içinden geçen kadınları kitaplar etrafında
buluştururken, metinleri deneyimlerle derinleştiren bir paylaşım alanı yaratıyor.
Bazı kitaplar tek başına okunur, ama asıl anlamını, benzer hayatların içinden geçenlerle
bir araya gelince bulur; her okur, metne kendi katmanını ekler.
Kitap kulübü fikri yaklaşık iki yıldır aklımın bir köşesindeydi. Hamilelik, lohusalık ve ardından iş
hayatına verilen ara, gündelik ritmimi ve okuma alışkanlığımı da değiştirdi, kitaplarla daha derin bir
ilişki kurdum.
Bu süreçte, benzer bir hayat temposunun içinden geçen arkadaşlarımla doğal bir paylaşım alanı
oluşturduk. Okuduklarımız, izlediklerimiz ve ilgimizi çeken hikâyeler üzerine konuşmalar giderek
çoğaldı. Başlangıçta spontane ilerleyen bu akış, zamanla ortak bir merak haline geldi. Ve bir noktada,
bunu daha görünür ve düzenli bir buluşmaya taşımak istedik ve birlikte momsbookclub’ı kurduk.
Aslında burası bizim için sadece bir kitap kulübü değil. Her şeyin hızla aktığı, sürekli bir şeyleri
kaçırıyormuşuz hissi yaratan bu dijital çağda, birlikte yavaşlayabildiğimiz, durabildiğimiz ve
gerçekten bir araya gelebildiğimiz, bize iyi gelen küçük bir buluşma noktası.
Bu buluşmalarda, uzun sofralar etrafında, kimi zaman birbirimizi anlayarak, kimi zaman da farklı
yerlerden bakarak tartıştığımız sohbetler ediyoruz. Okuduklarımız, yalnızca metinle sınırlı kalmıyor;
kendi deneyimlerimizle, hayatlarımızla iç içe geçiyor.
Bu sayfayı fiziksel olarak o masada olamayan ama her ay bizimle aynı kitabı okuyup hissettiklerini
paylaşmak isteyenler için de bir alan olarak düşünüyorum.
Geçtiğimiz ay, Maggie O’Farrell’ in Esme Lennox Nasıl Yok Oldu kitabını okuduk. Son dönemde
Hamnet ile yeniden gündeme gelen yazarın bu romanını seçmemizin sebebi de biraz buydu; aynı
anlatı dünyasının daha erken bir metnini keşfetmek istedik.
Maggie O’Farrell, karakterlerinin iç dünyasını katman katman açan, hafıza, kimlik ve aile ilişkileri
üzerine yoğunlaşan bir anlatı kuruyor. Romanlarında çoğu zaman geçmişle bugün iç içe geçerken,
söylenmeyenler ve bastırılan hikâyeler metnin asıl ağırlığını oluşturuyor.
Roman, yıllar önce bir akıl hastanesine kapatılmış Esme’nin hikâyesini, farklı bakış açılarıyla ilerleten
çok katmanlı bir yapı sunuyor. Hikâye ilerledikçe, bir ailenin içinde yıllarca saklı kalmış sırlar ve
bilinçli olarak unutulanlar yavaş yavaş görünür hale geliyor.
Bu kitap, masamızda en çok tartışma yaratan metinlerden biri oldu. Sohbet ilerledikçe, hikâyenin
geçtiği dönemden çok, o dönemin bugüne ne kadar yakın olduğu üzerine konuşmaya başladık.
Bir kadını “yok etmek” için onu sosyal hayattan dışlamanın, görünmez kılmanın ne kadar güçlü bir
araç olabildiğini; aile içi ilişkilerde kıskançlık, öfke, bastırılmış duyguların bir insanın hayatını geri
dönülmez şekilde nasıl etkileyebileceğini ve aradan geçen zamana rağmen, kadınların toplumsal
normlara uyum konusunda hâlâ benzer baskılarla karşılaştığını, biçimler değişse de, bu baskının
izlerinin hâlâ ne kadar tanıdık olduğunu paylaştık.
Yazım tekniği de sohbetin önemli bir parçasıydı. Parçalı anlatım yapısının, hikâyeyi yalnızca daha
katmanlı kılmakla kalmayıp aynı zamanda ritmini sürekli diri tuttuğu, okuru sonuna kadar metnin
içinde kalmasını sağladığı konusunda hemfikir olduk. Her parçanın yeni bir kapı açması, anlatının
gerilimini incelikli bir şekilde besliyordu. Kitabın sonu ise hepimiz için aynı derinlikte iz bırakan bir
kapanış oldu.
Bu ay için seçtiğimiz kitap ise Ben Markovits’in Hayatımızın Geri Kalanı oldu. Roman, karısının
ihanetinden sonra geçmişe doğru bir yolculuğa çıkmaya karar veren Tom’un sakin ama sarsıcı
hikayesini anlatıyor. Yıllar sonra seçmediği hayatların ihtimaliyle karşılaşması, hikâyeyi “başka türlü
olabilir miydi?” sorusu etrafında kurguluyor.
Siz bu iki kitabı okudunuz mu?
Listenize eklemeyi düşünür müsünüz?
Fikirlerinizi bana yazın, bu sohbeti birlikte büyütelim.
Önümüzdeki ay görüşmek üzere.
Yeni Çıkanlar & Not Ettiklerim
● İsimler – Florance Knepp – Domingo Yayınevi
Bir isimle başlayan ve kimlik, aidiyet ve geçmişle kurduğumuz bağları sorgulayan bir roman.
● Beden – David Szalay – İthaki Yayınları
Değişen dünyadaki modern erkeklik algısına, varoluşsal sorgulamalara ve yaşamanın tuhaflığına dair acı
verici ama dürüst bir roman.
● 17 Haziran – Alex Schulman – Timaş Yayınları
Geçmişin hayaletleriyle bugünün gerçeklerini birbirine düğümleyen zamansız bir roman.
● Adını Sen Koy- Jodi Picoult – April Yayıncılık
Tüm önyargılara ve engellere rağmen güzel bir şeyler yaratmaya kararlı iki kadını merkezine alan
hırs, cesaret ve arzuyla örülü şok edici bir roman.
● Klinik – Pavol Rankov – Dedalus Kitap
Tanısı konulamayan rahatsızlıklar ve adı konulamayan korkular üzerinden, bireyin görünmez iktidar
mekanizmaları içinde giderek kendine yabancılaşmasını ironiyle anlatan bir roman


