Gazeteci-yazar Seda Kaya Güler, yeni kitabı “Bayan değil KADIN”da, doğru bildiğimiz yanlışlar veya yanlış bildiğimiz doğrulara dikkat çekerek, okurları aykırı düşünmeye çalışmaya, bir anlamda ezber bozmaya çağırıyor. Gazeteci-Yazar Seda Kaya Güler ile yeni kitabını konuştuk.

Önce adından başlayalım kitabın. Neden bayan değil KADIN?

Çünkü bayan diye bir cinsiyet yok. Bayan yalnızca bir hitap şekli. Kadın ise cinsiyeti belirleyen bir sözcük, erkeğin karşıtı. Dolayısıyla nasıl ki erkekten söz ederken ‘erkek’ diyoruz, kadınlardan bahsederken de ‘kadın’ demeliyiz. Kimileri kadın kelimesinin kaba olduğunu bu nedenle bayan dediklerini belirtiyorlar. Ama cinsiyeti ifade eden bir sözcük neden kaba olsun ki? Nasıl erkek demekte bir sakınca görmüyorsak, kadın demekte de görmemeliyiz. Yanlış olan kadın kelimesinin çağrışımlarını ayıp bulmak ve kadın yerine bayan demeye çalışmaktır. Bayan, kadın olmanın ayıp sayıldığı bir anlayışın tercih ettiği bir kelimedir. O yüzden bayan değil kadın.

 Nelerden söz ediyorsunuz bu kitapta?

Amacım, bugüne kadar hep yaptığım ve yazdığım gibi, günlük hayatta karşılaştığımız basit gibi görünen ama etkileri ve sonuçları çok önemli konulara değinmek. Doğru bildiğimiz yanlışlara yanlış bildiğimiz doğrulara dikkat çekmek. Alışılagelmişin dışına çıkarak aykırı düşünmeye çalışmak. Bir anlamda ezber bozmak…

Mesela…

Mesela ‘Neden yemek yapmayı sadece kadınlar bilmek zorunda?’ diye soruyorum. Tabii ki her KADIN yemek yapmayı bilmeli. Ama her ERKEK de bilmeli. Herkesin usta bir aşçı olması gerekmez ama her erkek ve kadın, hem kendilerinin hem de sevdiklerinin karnını doyurabilmeli. Yemek yapmak, bir kadının esas görevi olmamalı. Bir kadında veya gelin adayında aradığımız temel kriter, yemek yapmayı bilmesi olmamalı. Zira televizyon programlarında hep bu konuların altı çiziliyor.

Ne olmalı?

Örneğin gelin ve damat adayında aranan kriterlerin başında ‘İyi bir insan olup olmadığı’ gelmeli. Vicdan sahibi midir, kimsenin kötülüğünü ister mi, yapar mı, hayvanlara ve doğaya nasıl davranır, bu gibi hususları önemsemeliyiz. Veya ‘Kayınvalide ve pedere anne-baba demek zorunda mıyız? Bana samimi gelmiyor anne ve babanın dışında birine direkt böyle hitap etmek. İsimlerinin sonuna ‘anne ve baba’yı eklemeyi daha içten buluyorum. İşte bu ve bunun gibi konular yer alıyor kitapta…

Hem kadınların hem de erkeklerin okuması gereken bir kitap…

Evet. Günlük hayatta karşımıza çıkan basit gibi görünen ama sonuçları önemli konulara değinmeye çalıştım. Mutlaka kendi bedenimizi tanımamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü bilmiyoruz. Örneğin, hayatın gerçek mucizesi döllenmenin nasıl müthiş bir olay bir olduğunun ne kadar farkındayız? Her gün ve herkes tarafından yaşandığı için normal bir olay zannediliyor ve önemsenmiyor ama kadınların hamile kalmaları ve doğum yapmaları gerçek bir mucizevi olay. Ayrıca kadınlar her ay adet görüyorlar ama bunun nedeni hakkında bir fikir sahibi değiller. Veya hayatın kaynağı olan kadın yumurtasının ne denli önemli olduğunun ve doğduklarından itibaren yüz binlerce hatta milyonlarca yumurta taşıdıklarından habersizler.

Öğretilmiyor bu konular bize…

Çok haklısınız. Sağlığımızı çok önemsiyoruz ama vücudumuzun kullanma kılavuzundan haberimiz yok! Beynimiz nasıl çalışıyor? Ruhumuzun neyi ihtiyacı var? Kimi duygular neden kadınlardan veya erkeklerden esirgeniyor? Neden hırslı olmak bir erkeğin başarısı olarak değerlendirilirken, kadınlar söz konusu olduğunda ayıplanıyor? İşte burada “Toplumsal cinsiyet” konusu devreye giriyor. Kitabın bir bölümü de bu konuya ait.

Bugüne kadar yazılarınızda hep kadın haklarından söz ettiniz? Bu kitapta bu yazıların bir özeti mi?

Aynen öyle.  36 yıldır yazdığım konuları yeniden hatırlatmak istedim. Zira hep kadınları tartışıyoruz. Onları sorguluyoruz. Oysa annelik kadar babalığı da tartışmamız gerekiyor. Erkeklerimiz de sorumluluk almalı. Toplumsal gelişim için her fedakarlığı kadından bekleyemeyiz. Veya her konuda kadınların önlem almasını.. Erkekler uzayda yaşamıyorlar ya. Yeri geldiğinde ‘Geleneklerimiz, göreneklerimiz’ derler ama buna göre hareket etmezler. Neden eline erkek eli değmemiş bir kız ararken, kendileri de öyle yaşamazlar mesela? Kendi kardeşlerinin yapmasını istemediklerini neden sevdikleri kadından beklerler ya da! Daha önemlisi, kendilerine layık gördükleri hakları kadınlardan esirgerler? İyi bir toplumun görevinin, öncelikle erkeklerini terbiye etmekten geçtiğine inanıyorum. Kötülüklerden korumak için kadınlara yasaklar uygulamak, onları örtmek, kapatmak, sokağa çıkartmamak yerine, kötülük potansiyeline sahip tüm erkekleri eğitmeye çalışmak zorundayız.

Yıllardır yazıyorsunuz. Değişen bir şey yok mu? 

Yazarken hep bir şeylerin değişmesini umut eder insan. Bir işe yaramak, birilerinin ufkunu açmak, haksızlıkların, aksaklıkların, yanlışların giderilmesine katkıda bulunmak. İşimi hep severek yaptım. Bazen aynı konulardan söz etmek sıkıldım. Özellikle de toplumsal cinsiyet eşitsizliğini dile getirmekten. Kadın ve erkeğin farklı ama bu farklılıkların aynı haklara sahip olmalarını etkilemediğinden, iki cinsin de her konuda eşit olduğunu yazmaktan. Ama yazmaya devam. Eşitsizlik ortadan kalkıncaya kadar yazmaya, anlatmaya devam edeceğim.