1.50 BOY, 5 METREDEN FAZLA HILUX: BU İLİŞKİ NASIL YÜRÜYECEK?
Hayatta bazı karşılaşmalar daha ilk saniyede aranızdaki fiziksel farkı yüzünüze vurur. Toyota Hilux’la benimki tam olarak böyle başladı. O, 5 metreden uzun, heybetli, 4×4 bir pick-up. Ben 1.50’yim. Yan yana geldiğimizde bunun bir otomobil testi değil, “zıt kutuplar birbirini çeker mi?” deneyi olacağı belliydi.

Toyota Hilux’ı teslim almaya gittiğimde ilk birkaç saniye araca baktım. Sonra kendime baktım. Sonra tekrar araca baktım.
İçimden geçen ilk cümle teknik değildi:
“Ben buna nereden bineceğim?”
Çünkü bazı otomobillerin kapısını açıp içine oturursunuz. Hilux’ta ise benim için süreç biraz daha farklı. Kapıyı aç, tutunacak yeri belirle, ayağını basamağa koy, kendini yukarı doğru çek…

Tebrikler.
Aracınıza binmediniz, zirve yaptınız.
Fakat bütün komedi direksiyon koltuğuna yerleşene kadar sürüyor. Koltuğu kendime göre ayarlayıp aynaları kontrol ettiğim anda işler değişti. Hilux’ın yüksek sürüş pozisyonu insana enteresan bir özgüven veriyor. Beş dakika önce “Ben bunu kullanabilir miyim?” diye düşünürken kısa süre sonra etrafımdaki otomobillere yukarıdan bakmaya başlamıştım.
Bu özgüvenin arkasında ise gerçekten ciddi bir makine var. Yeni Hilux’ın kaputunun altında 2.8 litrelik D-4D dizel motor bulunuyor. 48V Mild Hybrid sistemle desteklenen motor 204 HP güç ve 500 Nm tork üretiyor. 6 ileri otomatik şanzıman ve 4×4 sistemiyle birleştiğinde Hilux, görüntüsünün yarattığı beklentiyi teknik tarafta da karşılıyor. Ama beni asıl şaşırtan gücünden çok, bu büyüklükte bir aracı kullanmaya ne kadar çabuk alıştığım oldu.

BÜYÜKLÜK MESELESİNİ KONUŞALIM
Toyota Hilux 5,3 metreyi aşan uzunluğuyla şehir otomobili tanımına pek yaklaşmıyor. Benim boyum 1.50. Aramızda matematiksel olarak açıklayamadığım bir oran var. Bu oran özellikle ilk virajlarda ve otoparka girerken kendini hatırlatıyor. Normal bir otomobille otoparkta boş yer gördüğünüzde “Park ederim” dersiniz. Hilux’la boş yer gördüğümde önce yeri inceledim. Sonra Hilux’a baktım. Sonra tekrar yere baktım. “Buraya gerçekten sığıyor muyuz?”

Çünkü bir süre sonra otomobille tek vücut oluyorsunuz ve çoğul konuşmaya başlıyorsunuz.
Neyse ki teknoloji bu noktada devreye giriyor. Donanım seviyesine göre sunulan 360 derece Panoramik Görüntü Monitörü, Hilux’ın çevresini kontrol etmeyi ciddi anlamda kolaylaştırıyor. Kör Nokta Uyarı Sistemi de özellikle şehir trafiğinde bu boyutlarda bir araç kullanırken rahatlatıcı.
Toyota Safety Sense tarafında Adaptif Hız Sabitleme, Ön Çarpışma Önleyici Sistem, Akıllı Şerit Takip Sistemi ve Proaktif Sürüş Desteği gibi güvenlik teknolojileri bulunuyor. Yani Hilux size “Ben büyüğüm, başının çaresine bak” demiyor. Aksine büyüklüğünün farkında ve bunu yönetmenize yardımcı oluyor.
KASAYI GÖRÜNCE İÇİMDEKİ TAŞINMACI UYANDI
Sonra gelelim pick-up kullanmanın en eğlenceli bölümüne: kasa.
Hilux’ın yaklaşık 1,54 metre uzunluğundaki yükleme alanına baktığımda aklımdan geçen ilk şey inşaat malzemesi veya ağır yük olmadı.
“Buraya kaç valiz sığar?”
Çünkü herkesin öncelikleri farklı.
Çekim ekipmanlarını koy.
Valizi koy.
Tripodu koy.
Ayakkabı çantasını koy.
“Kullanırım belki” diye yanıma aldığım ama seyahat boyunca dokunmayacağım kıyafetleri koy.
Bir tane daha valiz koy.
Hâlâ yer var.
Hilux yaklaşık 1 tona ulaşan yük taşıma kapasitesi ve 3.500 kg’a kadar frenli römork çekme kapasitesiyle zaten işin ciddi tarafında ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyor.
Ben ise kasanın en önüne koyduğum çantayı nasıl geri alacağımı düşünüyordum.
Çünkü burada yine boy faktörü devreye giriyor.
Hilux’ın kasasına bir şey atmak kolay.
1.50 boyla onu geri almak ise ayrı bir bölüm.
Neyse ki arka yan basamaklar erişimi kolaylaştırıyor. Yine de kasanın uzak köşesindeki çantaya uzanırken dışarıdan nasıl göründüğümü düşünmemeyi tercih ettim.
ASFALT BİTTİ, HILUX RAHATLADI
Şehirde Hilux kullanmak eğlenceli ama bu otomobilin gerçek karakterini anlamak için asfaltın dışına çıkmak gerekiyor.
4×4 sistemi ve Çoklu Arazi Modu Seçimi farklı zeminlere göre aracın tepkilerini ayarlamaya yardımcı oluyor. 700 mm’ye kadar su geçiş kabiliyeti de Hilux’ın “Biraz yağmur yağdı, geri dönelim” karakterinde olmadığını açıkça anlatıyor.
İşin komik tarafı, birkaç saat önce aracın boyutundan çekinen ben, bir süre sonra özellikle bozuk yolları seçmeye başlamıştım.
Çukur mu?
Eskiden kaçardım.
Hilux’la görünce: “Bakalım.”
Toprak yol mu?
“Girelim.”
Hafif çamur?
“Zaten bunun için buradayız.”
Bir pick-up insanın karakterini birkaç saat içerisinde gereksiz derecede değiştirebiliyormuş.
PEKİ GÜNLÜK HAYATTA?
Hilux’la geçirdiğim zaman sonunda kendime sorduğum soru buydu.
Her gün kullanır mıyım?
Şehir merkezinde yaşıyorsanız boyutlarını elbette hesaba katmanız gerekiyor. Dar sokaklar ve küçük otoparklar Hilux’ın favori yaşam alanı değil. Yakıt tüketiminde de küçük bir şehir otomobili beklentisine girmemek lazım; resmi birleşik tüketim değerleri versiyona göre yaklaşık 9,8–10,0 litre/100 km seviyesinde.
Ama karşılığında yüksek sürüş pozisyonu, güçlü motoru, ciddi taşıma kapasitesi, arazi kabiliyeti ve “her yere giderim” hissi veren bir otomobiliniz oluyor.
Ve kabul ediyorum…
Hilux kullanmanın hafif bağımlılık yapan bir tarafı var.
Çünkü günün sonunda mesele 1.50 boyunda bir kadının kocaman bir pick-up kullanması değil.
Mesele, ilk karşılaşmada gözünüzde devleşen bir otomobilin birkaç saat sonra size tamamen normal gelmesi.
Testin başında Hilux’ın yanında fotoğraf çekerken “Bu araba beni yer” diye düşünüyordum.
Testin sonunda anahtarı teslim ederken düşündüğüm şey ise çok daha farklıydı:
“Biraz daha bende kalsaydı ya…”
Yalnız küçük bir ricam var Toyota.
Bir sonraki Hilux’ta benim için basamağı biraz daha aşağı koyabilir miyiz?

